BİZİM ESİR ALINAN TARAFIMIZ EN AZ VAR OLAN TARAFIMIZDIR

 

Ergenekon davası sanığı Teğmen Mehmet Ali çelebi 1 Nisan günü tarihi bir savunma yaptı. çelebi’nin savunmasının tamamını yayınlıyoruz:

Adı “Hiçliğin dehşeti” olan ve 31 ayın çizdiği bu utanç manzarası herhangi bir suçun karşılığı değil, hukuksuzluğun adalete verdiği hesabın faturasıdır.

Bu manzaranın en büyük darbesi, adaletin bağrına basacağı hukuki kararlar alamayan, bu kararlara kanunların icap ettiği adalet ve hakkaniyet muhtevasını yansıtmayan ellere aittir.

Bu kara leke, kararlarının nihai alt katmanında insanlığın yaşamını üzerine oturttuğu güvence olan hukukun uzaktan bir yankısı dahi bulunmayanlarındır.

Milletimiz gün yüzüne çıkan “SEHVEN” skandallarının keskin kokusu ile artık “Hukuku Bekleyelim” mantığının anestezi etkisinden kurtulmuş ve bu mahkemenin hukuktan ışık yıllarıyla ölçülebilen bir mesafede konumlandığını görmüştür.

Eminim ki zamanın kaçınılmaz ilerleyişi, bu davaya doğruluğun ve vicdanların uygulayacağı sürtünme kuvvetini artıracaktır.

Hakikat adına cevap istiyorum! Tanık olmak isterken sanık yapılan; Habur’daki gibi 8 dakikada serbest bırakılmayan, iki sene sonra savunma hakkı verilen; bu iddianamedeki her noktayı çürüten, tüm sahtekarlıkları ortaya koyan kişiye, bana söyleyin! Milli vicdan adına soruyorum:

Hukuk filtrenize takılan, beni ıslah etmek istediğiniz husus nedir?

Vicdanlarınızı, içinizdeki o tarafsız seyirciyi rahatsız eden nedir?

Kamuyu tehdit edecek şekilde hangi ahlaki pozisyondan saptım?

Biliyorum ki en yüce zafe kişinin kendisini yenebilmesidir. O halde talep ediyorum:

Yanlışlarımdan ve karanlık düşüncelerimden arındırın beni…

Saf hukuk benim için kabus değildir. Kararınıza yazın ve suçlarımla yüzleştirin beni…

Erdemden pay almak istiyorum. Beni kendimi olgunlaştırarak aşırılıklarıma egemen olacak hale getirin…

Gururla taşıdığım üniformamın cennetine tek bir cehennem parçası dahi kök salmışsa temizleyin…

Bu kararnameye meydan okuyarak, onur adına, şeref adına insanlığın temsil ettiği tüm iyi hasletler adına ayakta dikildiğimi haykırıyorum. Eğer öyle değilsem, beni bundan men edin…

Daha 4 gün önce doğup Dz. Yb. Ali tatar’dan selam getirdi… Adı Zeynep… Balyoz pususundan tutuklu Hüseyin yarbayımın biriciği… O babasından bir adalet boyu uzakta. Bu uzaklığı tayin eden si< yargıçlardır. Bazen bir dirhem olur; bazen şimdiden ortaçağa uzanır.

Ben ise Zeynep’in düşüncelerini temsil ediyorum ve hücremden onun umudunun büyüklüğünü tayin ediyorum. Bu nedenle kendimi çelikten halatlarla Zeynep’in düşlerine bağlıyor, onun geleceğine sadakatimi sunuyor ve sizden tahliye istemiyorum.

Tıpkı Kore’de düşman eline düşmemek için üzerine topçu ateşi isteyen üsteğmen Mehmet Gönenç gibi ben de üzerime hukuksuzluk ateşi istiyorum.

Koordinatları veriyorum:

Silivri Ateş Hattı

Bozguna Uğramış İnsanlık, Hukuksuzluk Suçüstü Bölgesi

Zindanlarda pusuya düşürülen silah arkadaşlarımın; çevremde birçok hayati risk taşıyacak derecede hasta olan kişilerin; avukatlığımı yaparken tutuklanan, sanık yapılan ve daha dün kanser teşhisi konulan değerli büyüğüm Avukat Yusuf Erikel’in mevcudiyeti, şu an elde edeceğim özgürlüğün değerini hiçe indirmiştir. Böylece bu talep beni kendi gözlerimde küçültür.

Tarihin beni, komutanlarını cephede terk etmek isteyen, etrafındaki insanlık dramına kayıtsız kalan bir korkak olarak nitelemesinden ziyade, onurlu bir esir olarak kaydetmesini tercih ederim.

Şimdi geçen 31 ayın kum saatini tersine çevirin. Esaret Türk askerlerine dokunamaz. Bizim esir alınan tarafımız zaten en var olan tarafımızdır. Bizim asıl var olan tarafımız bedenlerimize sığmayarak taşan, ülkemizin sonsuzluğunda nöbet tutan ruhumuzdur. Ve tarih henüz bu ruha vurulacak kelepçe üretememiştir!

Sonuç olarak yaşanan kötülükler, ödenen bedeller iyiliğe hizmet edecektir. Bizleri yakan ateş Türk Milletinin yüreğindeki vatan sevgisini tutuşturacaktır!

Mehmet Ali çELEBİ

Kr. Plt. Tğm.

Odatv.com